Uluslararası Disleksi Derneği (IDA), 2002’den beri kullanılan disleksi tanımını ilk kez revize etti. Yeni tanım, milyonlarca çocuğun tanı alıp almadığını belirleyen zekâ-performans uyuşmazlığı ölçütünü tamamen kaldırıyor.
22 Ekim 2025’te IDA yönetim kurulu tarafından onaylanan yeni tanım, alanda 2002’den beri kullanılan çalışma tanımının yerine geçti. Aradaki 23 yıl, disleksi araştırmasının en çok geliştiği dönemdi; IDA’nın bu süredeki bilgi birikimini tek bir cümleye sığdırma girişimi, eğitimciler, veliler ve klinisyenler arasında şimdiden tartışılıyor.
Ne değişti?
Eski tanımın merkezinde “uyuşmazlık modeli” denen bir yaklaşım vardı. Bu modele göre bir çocuğun disleksi tanısı alabilmesi için, zekâ testi puanı ile okuma performansı arasında “beklenmedik” bir boşluk olması gerekiyordu. Yani zekâ puanı normal ya da normalin üstündeyken okuma becerisi bunun gerisinde kalan çocuklar disleksi tanısı alabiliyor, zekâ puanı zaten düşük olan çocuklar ise — okuma zorlukları benzer olsa bile — bu tanıdan dışarıda kalıyordu.
Yeni tanımın eş başkanlığını yapan, Boston’daki MGH Sağlık Meslekleri Enstitüsü’nden emekli profesör Charles Haynes’in ifadesiyle, son 20 yılı aşkın araştırma, ortalamanın altında zekâ puanına sahip kişilerin de kelime okuma ve yazım zorlukları yaşadığını, bu zorlukların ortalama veya üstü zekâ puanına sahip kişilerdekinden karakter olarak farklı olmadığını gösterdi. Başka bir deyişle: zekâ testiyle okuma performansı arasındaki “beklenmedik” boşluk, gerçekte disleksinin bir ön koşulu değildi.
Yeni tanım bu eşiği tamamen kaldırıyor. Disleksiyi artık zekâ testiyle kıyaslanan bir “beklenmedik” fark olarak değil, kelime okuma ve/veya yazımda doğruluk, hız ya da her ikisini birden etkileyen, şiddeti bir süreklilik üzerinde değişen bir zorluk olarak tanımlıyor.
Bu, kâğıt üzerinde teknik görünen bir değişiklik gibi durabilir. Ama pratikte anlamı büyük: bir çocuğun disleksi tanısı alıp alamayacağını belirleyen ölçüt, artık “başka bir testte ne kadar başarılı olduğu” değil, doğrudan “kelime okuma ve yazımda ne kadar zorlandığı” oluyor.
Kimler bu değişiklikten etkilenecek?
En doğrudan etki, uyuşmazlık modeli yüzünden şimdiye kadar tanıdan dışarıda kalmış olan çocuklarda görülecek. Özellikle zekâ puanı ortalamanın altında olan ya da sınırda seyreden öğrenciler, artık salt bu ölçüt yüzünden disleksi değerlendirmesinin dışına itilmeyecek.
Bunun pratikteki karşılığı, okullardaki tarama ve değerlendirme süreçleri. ABD’de neredeyse her eyaletin kendi disleksi yasası var, ancak bu yasaların çoğu tanılama sürecinde hâlâ eski, uyuşmazlık temelli yaklaşıma yaslanıyor. Yeni IDA tanımı bir yasa değil, ama alanın referans aldığı bir konsensüs belgesi; ABD’deki Engelli Bireyler Eğitim Yasası (IDEA) ve Dünya Sağlık Örgütü’nün terminolojisiyle uyumlu kalacak şekilde tasarlandı, dolayısıyla zamanla eyalet düzeyindeki uygulamaları da etkilemesi bekleniyor.
Yetişkinler de kapsam dışı değil. Yeni tanım, belirti ve destek ihtiyacının herhangi bir yaşta önemli olduğunu, ancak erken çocukluk döneminde sağlanan dil ve okuryazarlık desteğini özellikle etkili bulduğunu vurguluyor.
“Engellilik” kelimesi neden korundu?
Tanımı hazırlayan yönlendirme komitesi, disleksinin bir “öğrenme güçlüğü” (learning disability) olarak adlandırılmasının doğru olup olmadığını tartışmış. Nöroçeşitlilik hareketinin savunduğu görüşe göre disleksi bir “engellilik” değil, sadece bir farklılık; bu çerçeveden bakıldığında “engellilik” kelimesi damgalayıcı bulunuyor.
Buna rağmen komite terimi korumayı tercih etti. Gerekçe, terimin kaybı ile kazancı arasındaki dengeyle ilgili: “specific learning disability” (özgül öğrenme güçlüğü) ifadesi, hem Dünya Sağlık Örgütü’nün kullandığı küresel terminolojiyle hem de ABD’deki IDEA yasasıyla uyumlu. Bu uyum, disleksili bireylerin yasal haklarına ve eğitim hizmetlerine erişimini güvence altına almanın pratik bir yolu.
İkincil sonuçlar neden tanıma girdi?
Önceki tanımlarda disleksi büyük ölçüde okuma ve yazım zorluğu üzerinden açıklanıyordu. Yeni tanım bunun ötesine geçiyor: okuma anlama sorunlarını, azalmış okuma ve yazma deneyiminin dil, bilgi, yazılı anlatım ve genel akademik başarıdaki büyümeyi nasıl engelleyebileceğini de açıklamaya dahil ediyor.
Daha da ötesi, tanım artık psikolojik iyi oluşu ve iş imkânlarını da açıkça sayıyor. Bu, disleksinin sadece bir sınıftaki okuma performansı meselesi değil, bir kişinin hayatı boyunca uzanan bir dizi sonuçla ilişkili olduğunun kabulü anlamına geliyor.
Sebepler tanımda nasıl ele alınıyor?
Yeni tanım, disleksinin nedenlerini genetik, nörobiyolojik ve gelişim boyunca birbiriyle etkileşen çevresel etkilerin karmaşık bir bileşkesi olarak tanımlıyor. Fonolojik ve morfolojik işlemleme zorlukları yaygın ama evrensel değil olarak nitelendiriliyor — yani her disleksili birey aynı mekanizmadan etkilenmiyor. Erken sözel dil zayıflıklarının sıklıkla sonraki okuryazarlık zorluklarının habercisi olduğu da ayrıca belirtiliyor.
Bu Türkiye’deki uygulamaları etkiler mi?
IDA’nın tanımı ABD merkezli bir kurumun konsensüs belgesi olsa da, uluslararası alanda en çok atıf alan disleksi tanımlarından biri. Yeni tanımın “farklı yazı sistemlerine göre değişen” ifadesini açıkça içermesi, tanımın İngilizce dışındaki dillere de uygulanabilir olmasını hedefliyor.
Ne var ki Türkiye’de disleksi tanılama süreci, millî eğitim mevzuatı ve rehberlik araştırma merkezlerinin uyguladığı değerlendirme protokolleriyle şekilleniyor; bu protokollerin IDA’nın yeni tanımına paralel bir revizyondan geçip geçmeyeceği henüz belli değil.
Neden 23 yıl bekledi?
2002 tanımı uzun süre etkili kabul edildi ve araştırmayı, eğitim politikalarını, mevzuatı ve sayısız ailenin aldığı hizmeti şekillendirdi. Ancak zamanla eleştiriler birikti. En büyük eleştiri tam da uyuşmazlık modeliyle ilgiliydi: modelin, özellikle düşük sosyoekonomik düzeydeki veya ana dili farklı olan çocuklarda, gerçekte disleksik olan pek çok öğrenciyi tanıdan dışarıda bıraktığına dair kanıt büyüdü.
Yeni tanımı hazırlayan süreç, araştırmacıların, eğitimcilerin, klinisyenlerin, savunuculuk gruplarının ve disleksili bireylerin katıldığı geniş çaplı bir çalışma oldu. Ekip, üzerinde uzlaşılan önermeleri belirlemek için bir Delphi çalışması yürütüp, yüzde 80’in üzerinde uzlaşma sağlanan 42 önermeyi nihai tanıma dahil etti.
Şimdi ne olacak?
IDA, tanımın arka planını ve gerekçesini detaylandıran bir açıklama belgesi ile eğitimciler için bir sunum yayımladı. National Center on Improving Literacy da yeni tanımı anlatan bir infografik hazırladı. Bu materyallerin amacı, değişikliğin okullardaki mevcut uygulamaları bir gecede değiştirmesini beklemek değil, alanın yeni araştırmalarla uyumlu kalmasını sağlamak.
Önümüzdeki dönemde asıl soru, bu tanımsal değişikliğin tanılama sürecinin fiilen nasıl yürütüldüğüne ne ölçüde yansıyacağı. ABD’de eyalet düzeyindeki disleksi yasalarının uygulanmasını inceleyen yakın tarihli bir araştırma, yasaların varlığıyla öğrenci sonuçlarının iyileşmesi arasında tutarlı bir ilişki bulamamıştı. Tanımın değişmesi, tek başına, uygulamadaki bu boşlukları kapatmaya yetmeyebilir.
Kaynaklar: International Dyslexia Association, Language Magazine, Education Week